Pırlanta ihracatında Türkiye 3.'sü
EN
444 50 16
Pırlanta ve Mücevherlerin Tarihi

07.10.2022

Pırlanta ve Mücevherlerin Tarihi

Pırlanta ve mücevherlerin tarihi, oldukça köklü geçmişe dayanır. Mücevherlerin gündelik yaşamda bugünkü anlamlarıyla kullanımı her ne kadar modern dönemlere denk gelse de değerli taşlar, tarihin her döneminde insanlığa eşlik etmiştir. Özellikle elmasın pırlantaya uzanan yüzlerce yıllık serüveni, oldukça benzersiz bir anlatıyla vuku bulmuştur. İlk olarak Hindistan’da M.Ö. 2500 yılında, bugünden 45 asır önce keşfedilen elmas, aradan geçen yüzyılların ardından kusursuz pırlantaya dönüştü. Elmasın pırlantaya dönüşüm süreci, tıpkı diğer değerli taşların mücevherlerde kullanımı gibi oldukça etkileyici bir öykünün parçasıdır. Pırlanta ve mücevherlerin tarihi, insanlığın elması keşfiyle başlar. O andan itibaren, tüm değerli taşlar özel anlamlarıyla insan yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır.

Pırlantanın Geçmişten Günümüze Değişimi

Pırlanta, elmastan imal edilir. Bununla birlikte günümüzde mücevherlerde saf olarak kullanılan elmas ise elmas taşından temel olarak farklıdır. Elmas, tabiatın yüz binlerce yıla mâl olan kusursuz işlemesinin ürünüdür. Pırlanta ise, elmasın en saf ve eşsiz halidir. Pırlantanın geçmişten günümüze değişimi ise insanın mücevherlere bakış açısını ve değerli taşlara atfettiği anlamı ifade eder.

Pırlantanın var oluşunu borçlu olduğu elmas, tarihin ilk dönemlerinde gücün sembolü olarak kullanılmıştır. Bu antik dönemlerde, daha çok zenginliğin göstergesi konumundadır. Daha sonra ise insanlık; mücevherlerde, aksesuarlarda ve takılarda bu muhteşem ışıltıyla parıldayan değerli taşa yer verebileceğini keşfetmiştir.

Pırlantanın varoluş serüveni de tam olarak bu döneme tekabül eder. Pırlanta ve mücevherlerin tarihi, değerli taşların insan yaşamında bir çeşit aksesuar olarak kullanılmasının keşfedilmesiyle başlar. İlk olarak devletlerin yöneticileri, padişahları, kralları, dükleri, hanedanın fertleri tarafından aksesuarlarda kullanılan pırlanta, daha sonra sonsuzluk birlikteliğin ve ölümsüz aşkın temsilcisi olarak tüm insanlığa yayılmıştır.

İlk Pırlanta Nasıl Ortaya Çıktı?

Pırlanta ve mücevherlerin tarihi, pırlantanın varoluş yolculuğundan bağımsız düşünülemez. Elmas, tarihin her döneminde farklı anlatılarda kendine yer bulmuştur. Uygarlıklar, medeniyetler, toplumlar ışıltısıyla adeta büyülendikleri bu taşa birçok anlam yüklemiştir. Günümüzde pırlanta ve elmas için uluslararası alanda farklı varyasyonlarla kullanılan “Diamond” sözcüğü bu durumu çok iyi ifade eder.

“Diamond”, Antik Yunanca “Adamas” sözcüğünden türetilmiştir. Adamas; en sert, bozulmaz, kırılmaz, güçlü ve dayanıklı anlamına gelir. Elmasın doğasını bu denli muhteşem biçimde yansıtan Adamas sözcüğü, zamanla pırlanta ve elmasın tanımlanmasında kullanılmıştır. Dolayısıyla pırlanta ve mücevherlerin tarihi, aynı zamanda elmasın muhteşem doğasının keşfedilmesinde de bağımsız düşünülemez. 

M.Ö. 2500: Hindistan’daki Eşsiz Parıltı “Elmas”

Pırlantanın varoluş serüveni, M.Ö. 2500 yılında Hindistan’da şans eseri elmasın keşfiyle başlar. Elmasla ilk kez karşılaşan Hintler, bu taşı tanımlamakta güçlük çeker. Çünkü bu taş, daha önce gördükleri hiçbir taşa benzememektedir. Çakıldan daha ihtişamlı, kayalardan daha sert ve her şeyden daha kırılmazdır.

Elmasa yüklenen ilk anlam da köklerini tam olarak bu keşif de bulur. Asla parçalanamayan bu parıltılı taş için Hintliler, “Tanrıların gözyaşı” tanımını yapar. Elbette böylesine kusursuz bir taş, doğaüstü güçlere sahip olmalıdır. Tüm detaylarıyla mükemmel olan elması, tanrısallıktan uzakta düşünmek mümkün değildir.

Büyük İskender Elması Avrupa İle Buluşturuyor

Pırlanta ve mücevherlerin tarihi açısından dönüm noktası belki de değerli taşların Asya’da Avrupa’ya taşınmasıyla başlar. Günümüzde olduğu gibi antik dönemde kıtalar arasındaki seyahat sıklıkla ve kolay yapılabilen bir şey değildir. M.Ö. 327’de bilinen dünyanın üçte birini fetheden Büyük İskender, daha sonra pırlantaya dönüşecek elması ilk kez Avrupa’yla tanıştırır.

Tüm dünyayı fethetmek isteyen İskender, beraberinde muhteşem mücevherlerini ve değerli taşlarını da getirir. Hindistan’dan çıktığı seferi, Antik Yunan coğrafyasına kadar uzanır. Yunanlılar elmasla ilk kez tanıştıklarında bu muhteşem taşa mitolojilerinde yer verir. Antik Yunan mitolojisine göre, Aşk Tanrısı Eros’un okunun ucunda elmas vardır.

Elmasın İlk Kesimi: “The Point Cut”

Pırlantanın tarihi açısından bir diğer dönüm noktası ise elmasın işlenebilen ve dolayısıyla kesilebilen bir taş olduğunun keşfedilmesidir. 11. Yüzyılın başlarında artık kralların, prenslerin ve düklerin başındaki taçlarda yer edinmeye başlayan elmas, 1375 senesine gelindiğinde artık tıraşlanarak özel formlarla tasarlanmalıdır.

Bu durum elbette ki pırlanta ve mücevherlerin tarihi açısından bir başka dönüm noktası olacaktır. Elmasın elmas yüzeyine sürtülmesi sonucunda, parlaklığının çok daha eşsiz bir boyuta ulaşması, yeni bir kesim tekniğinin habercisiydi. 1375 yılında “The Point Cut” adı verilen elmas kesim yöntemi, ilk kez Venedik’ye keşfedilmiş oldu.

1200’lerde Elmas Törenlerin Vazgeçilmezi

Bilinen kayıtlara göre elmas ilke kez 1074 yılında Macar kraliçesinin tacında yer aldı. Bu daha sonra pırlantaya dönüşecek elmasın, ilk kez bir aksesuarda belirli bir sembolle kullanılması anlamına geliyordu. 1200’lü yıllarda ise elmas, artık tüm törenlerin ve hanedanların halklarıyla buluştuğu özel anların vazgeçilmez parçası olmuştu.  

1477’de Pırlanta İlk Kez Evliliğin Birliğinin Sembolü Oluyor

Pırlanta ve mücevherlerin tarihi kapsamında en çok merak edilen konu pırlantanın ilk kez ne zaman evlilik teklifinde kullanıldığıdır. Bu muhteşem gelenek ilk kez, Avusturya Arşidükü Maximilian’ın değerli sevgilisi Marry’e evlenmek teklifi ederken elmas kullanmasıyla başladı. O günden bugüne pırlanta yüzük, çiftlerin en özel anının en vazgeçilmez parçasıdır.

Emel Pırlanta; elmasın, pırlantanın ve diğer değerli taşların muhteşem tarihinden ilham alarak geliştirdiği özel tasarımlarıyla, pırlantanın kusursuz anlamını yaşamınıza taşıyor.